“Cloud computing” nispeten yeni olsa da, “Cloud” yapısı, kavramsal olarak oldukça eskidir. İkinci dünya savaşı sırasında ve sonrasındaki önemli handikaplardan biri toplanan yüklü miktardaki verinin işlenmesiydi. Buna çözüm olarak ise değişik modellerde, bugünkü teknoloji ile kıyaslanamayacak bilgisayarlar üretildi. 1960’lara kadar, bugünkü hesap makinelerinden daha güçlü olmayan ancak hacimsel olarak çok daha büyük olan bu bilgisayarlar, 1970’lere gelindiğinde paralel işlem yapabilmeye başladılar. Artık işlemler, işlemci zamanını paylaşabilir hale geldiler. Böylece birden fazla iş bir arada çalışabiliyor, yüzlerce kullanıcı aynı anda iş yapabiliyordu. 1990’ların ortalarında CMOS mainframe tasarımlarının geliştirilmesi neticesinde bugünkü veri merkezlerinin de ihtiyacı olan, mainframe’lerin fiziksel ihtiyaçları (HVAC) azaldı. Mainframe üreticisi IBM bu tasarımla elektrik ve soğutma maliyetlerinin yanında yer ihtiyacını da azaltmayı başardı. S serisi mainframe’ler ile birlikte bugünkü gücüne ulaşma süreci hızlanarak inanılmaz bir işlem gücü sağlandı. Mainframe’lerin birincil amacı yüklü miktarda veriyi işlemek olmuştu. Daha sonra ölçeklenebilirlik, paralel işlem, paralel işlemci ve paralel işletim sistemi gibi nitelikler kazandılar. Bugün geldiğimiz noktada ise RAM ve CPU anlamında çok büyük (TB ve THz mertebesinde) genişleme kapasitesine ulaştılar.
Bu kısa tarihsel girişten sonra mainframe çalışma yapısını incelemek faydalı olabilir. Mainframe içindeki genel çalışma prensibi, birden fazla sanal sunucu ve işletim sisteminin ortak bir kaynağı paylaşarak kullanmasına dayanmaktadır. Bir mainframe sunucu kullandığınızda ( genelde kârlı olan seçenek mainframe sahibi olmak yerine kiralamaktır), işleminizi yaparken mainframe’ in hangi CPU’sunu veya hangi disk ünitesini kullandığınızı bilmezsiniz. Siz, size atanmış olan CPU gücü, RAM ve disk alanını kullanırken arka planda kaç numaralı CPU’yu veya hangi slot’daki RAM’i kullandığınızı da bilmeniz mümkün değildir.
Kullanıcı ihtiyaçları PC’nin gelişmesinden sonra çetrefilli bir hal almaya başladı. Eskiden şirketlerin ihtiyacı olan imkânlar PC kullanıcıları için de ihtiyaç haline geldi. Sıradan bilgisayar kullanıcılarının da karmaşık hesaplama ve geliştirmeler yapmak için donanıma ihtiyaç duymaya başlamasıyla beklentiler arttı. Bu beklentileri gören firmalardan biri olarak Sun, bu dönemde evrensel bir programlama dili olan Java’yı geliştirdi. Bu dil ile yazılan bir programı, x86 ve RISC de dâhil olmak üzere neredeyse her işletim sisteminde çalıştırmak mümkündü. Sun firması bu teknolojiyi kullanarak mainframe’leri andıran bir teknoloji geliştirdi. Bu teknoloji ile sunucuları konsolide edip tek bir güçlü sunucuda (elbette SUN olmak kaydı ile) toplamak ve kullanıcıların Java üzerinde çalıştırdıkları bir terminal üzerinden bu sunucuları kullanmak ön görülmüştü. Böylece kullanıcılar bir iş çalıştırıp sonuçlarını Java terminallerinden alabileceklerdi. Proje, fikirsel anlamda güzel olmasına rağmen o gün için çok maliyetli idi. Bu yüzden çok talep görmedi ve Amerika’daki birkaç bankadan başka talibi olmadı. Daha sonra da rafa kaldırıldı. Günümüzde ise şu anda Google benzer bir yapıyı hazırlamış durumda ve hatta testlerini yapıyor.
Bu tabloyu günümüze ve yakın geçmişe uyarladığımızda da pek farklı bir tablo görmüyoruz. Yine fazla miktarda veriyi işleme gereksinimi mevcut, üstelik “fazla” kısmı katlanarak artmış durumda. Mainframe hala kullanılıyor olmasına rağmen, bir de farklı olarak birçok sunucu, veri deposu ve sair kaynaktan müteşekkil havuzlar barındıran şirketler bulunmakta. Bu şirketler ellerindeki kaynaklar üzerinden çeşitli hizmetler satarak yeni bir trend yaratmaktalar.
Bugünün IT trendi Cloud Computing olarak dikkat çekiyor. Cloud Computing Bulut Bilişim en özet haliyle, kolay ölçeklenebilir hizmet satışı/kullanımı olarak tanımlanabilir. Gartner’a göre bulut bilişim, esnek ve ölçeklenebilir BT kaynaklarının internet teknolojileri kullanılarak bir servis olarak sunulmasıdır. Bu servis internet üzerinden sunucu kullanabildiğiniz, yazılımlarınızı geliştirebildiğiniz, e-posta ve doküman trafiğinizi yönetebildiğiniz çözümler içeriyor. Bulut bilişim kapsamında verilen hizmetlere verilebilecek en güzel örnek ise sanırım Google’dır. Bulut bilişimin ticari sunumuna ise amazon. com’un bulut hizmetlerini örnek vermek mümkün.
Müşteri açısından bakıldığında, bulut bilişimin mainframe teknolojisine göre avantajı özel arabirimler gerektirmemesi, erişimin kolay ve hızlı olması ve çok daha ucuz ve ekonomik olması olarak özetlenebilir. Hizmeti sağlayan firma açısından bakıldığında ise işletim maliyeti yüksek ancak yönetim maliyeti düşük bir modeldir. Ancak sanallaştırma teknolojileri kullanıldığı takdirde ise çok karlı bir iş halinde karşımıza çıkıyor. Sanallaştırma teknolojisi kaynakların sanallaştırılması sayesinde aynı fiziksel kaynağı birden fazla müşterinin kullanması sağlıyor. Dolayısı ile eskiden bir müşteri bir fiziksel sunucu satarken, şimdi bir fiziksel sunucudan 10-20 sanal sunucu satabiliyor. Müşteri, işlerini problemsiz yürütürken daha az bir harcama ile daha fazla işlem yapabiliyor. Yedekleme, sürdürülebilirlik, erişilebilirlik gibi işletim yük ve maliyetlerini hizmet aldığı firmaya yükleyebiliyor. Örneğin ücretsiz olan Gmail hizmeti aldığınızda e-postanızın tutulduğu sunucu, veri tabanı, sistem odası, şehir vs. gibi bileşenler hakkında hiçbir bilginiz yoktur. E-postalarınızı yedeklemek gibi bir endişeniz de yoktur. Sizin için önemli olan e-postalarınıza internet üzerinden her zaman erişebilmektir.
Bulut bilişimin temel felsefesi sunduğu sadeliktir. Dolayısı ile müşteri/kullanıcı ihtiyacı olmayan detaylara takılmadan işini yapabilir. Yapının arka planı ise oldukça karmaşıktır. Çok sayıda hizmet katmanı bir araya gelerek bir uyum içerisindeçalışır. Burada akıllı sistemler kullanılarak bu ahengin sürekliliği sağlanmaktadır. Bu akıllı sistemler hizmet veren firma tarafından geliştirilebileceği gibi bu iş için yazılım üreten firmalar tarafından da geliştirilebilir. Her ne kadar şart olmasa da, sunucu sanallaştırması ve depolama sistemlerinin sanallaştırılması, yönetimi önemli ölçüde kolaylaştırır.
İşin bir diğer tarafı ise erişilebilirlik ve güvenliktir. Daha önce de belirttiğim gibi bulut bilişim hizmetleri internet altyapısı üzerinden sağlanmaktadır. Birçok farklı şirket bir arada ama birbirinden bağımsız bir şekilde çalışmaktadır. Verilen SLA’lerin aksamaması ve müşterilerin iç ve dış tehditlere karşı güvende olması sağlanmalıdır. Herhangi bir şirketin yaşadığı bir sıkıntı diğer şirketleri etkilememelidir. Ağ altyapısının problemsiz, güvenli ve yüksek performansla çalışması esastır. Güvenlik önlemleri, azami işlevsellikle ve asgari risk ile çalışılacak şekilde kurgulanmalıdır.
Sonuncusu ve en önemlisi; bulut bilişim hizmeti, hem müşteri hem hizmet veren şirket için kârlı olmalıdır. Müşteri için ayrıca, bulut bilişim üzerinden sağlanan hizmetin arzu ettiği ve ihtiyacı olan bir hizmet olması gerekir. Bugün kâr marjı henüz düşüktür, yine de sürüm fazla olduğu takdirde hizmeti alan ve satan taraf için cazibesini korur. Talebin artması ve daha iyi hizmetlerin daha ucuza sunulmasıyla kâr marjı artacak ve bu işlem daha kârlı bir hal alacaktır. Bulutların ardından gelecekleri merakla bekliyoruz.
Koray Akay
Bulut Bilişim Uzmanı