Üye Olmak İstiyorum   |  Üye Girişi EN
TR
 
KoçSistem

 


Türkiye, bilişimi daha ciddiye almak zorunda

HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar: Türkiye, bilişimi daha ciddiye almak zorunda

HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar, bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünün büyüklüğü, istihdam ettiği kişi sayısı, ortaya çıkardığı inovasyon ve patent sayısının, o ülkenin ekonomik büyümesine etki eden önemli bir faktör olduğunun altını çiziyor. Bu doğrultuda Türkiye'nin bilişimi daha ciddiye almak zorunda olduğunu belirtiyor.

Röportaj: Koç Bilgi Grubu Kurumsal İletişim Direktörlüğü

Biz diyoruz ki, "başka hiçbir sektör Türkiye'ye bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü kadar büyük fırsatlar sunmuyor". Katılıyor musunuz?

Hem bu sektörde bir birey, hem de özellikle genel müdürlük görevine geldikten sonra bilişim sektöründe aktif çalışan biri olarak bu konuda tarafsız olmam zor tabii. Elbette katılıyorum, biz de zaten bunu ifade etmeye çalışıyoruz. Tabiri caizse, Türkiye bilişimi daha ciddiye almak zorunda. Hem devlet kurumlarına, hem her boydan özel şirketlere, hem de bireylere dokunan bir sektörün mensubuyuz. Dolayısıyla; daha etkin bir devlet için, her açıdan daha rekabetçi şirketler için ve daha kaliteli yaşam süren, evrensel vatandaşlık bilgi ve becerisini daha yükselten bireyler için, Türkiye'nin teknolojiye ihtiyacı var. Bu, işin bir boyutu. Bir diğer boyutu da, özellikle bazı ülkelere baktığınızda, bilişim sektörü çok büyük bir rol oynuyor. Sektörün büyüklüğü, istihdam ettiği kişi sayısı, ortaya çıkardığı inovasyon ve patent sayısı, bir ülkenin ekonomik büyümesinin önemli bir faktörü olarak karşımıza çıkıyor. Bilişimin, diğer sektörlere yapacağı katkıların yanı sıra, direkt olarak ekonomiye kendisinin de ciddi katkılar sağlayabilir olması, onu önemli kılıyor. Özellikle Türkiye'de, bugün % 12'lerde olan bilişim sektörünü % 30- 40 seviyelerine çıkardığımızda, sektördeki istihdamı ve ekonomik büyüklüğü çok ciddi artırmamız söz konusu olacaktır. Tüm bu nedenlerden dolayı, bilişim sektörü çok önemli fırsatlar sunuyor. Bilişim hem paydaşlara veya dokunduğu müşteri segmentlerine, gruplara ve dış dünyaya katkısı; hem de kendisi bir sektör olarak ekonomiye katkısı anlamında önemli fırsatlar içeriyor. Burada hükümete, sektörün kendisine, şirketlere, bireylere ve devlet kurumlarına yani hepimize düşen görev, sektörü daha ciddiye almaktır çünkü Türkiye'nin buna ihtiyacı var.

Hem iş ortağımız, hem de rakibimiz olarak memnunuz

KoçSistem ile olan iş ortaklığınız ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Bizim KoçSistem ile olan iş ortaklığımız ciddi bir geçmişe dayanıyor. Satın alınmış ve birleştirilmiş Digital Compaq şirketlerini düşünürseniz, HP'yi oluşturan bütün şirketlerin bir şekilde KoçSistem ile ilişkileri olduğunu görürsünüz. KoçSistem zaten bugün Türkiye'de bilişim sektörünün bu noktaya gelmesinde ve yerleşmesinde, belli başlı zor dönemleri aşabilmesinde çok önemli bir rol oynadı. KoçSistem ile olan ortaklığımızı son derece önemsiyoruz. Bu sektörün doğru sermaye yapısına, doğru insan kaynağı yapısına ve doğru stratejiye sahip iş ortaklarına, firmalara ve oyunculara ihtiyacı var. KoçSistem de bunlardan biridir. Biz KoçSistem'den hem iş ortağımız olduğu hem de rakibimiz olduğu dönemlerde memnunuz.

Pazardaki yazılım ve hizmet payının büyümesi gerekiyor.

Sektörün büyüklüğünü göz önüne aldığınızda ve dünya ile karşılaştırdığınızda Türkiye'deki potansiyeli yeterli buluyor musunuz? Ülke olarak şu anda neredeyiz ve nereye ulaşmamız gerekiyor?

Biliyorsunuz Türkiye, dünyada ekonomik büyüklük olarak 17'nci sırada ve G20'nin bir üyesi. Yaklaşık olarak 600-700 milyar USD civarlarında bir ekonomik büyüklüğümüz var. G20 ülkelerinin ekonomik büyüklüklerine ve bilgi ve iletişim sektörlerinin büyüklüklerine baktığınızda, Türkiye'nin ortalamanın henüz çok altında olduğunu görürsünüz. Ancak Türkiye'nin diğer ülkelerle farklılığının daha derin ortaya çıktığı bir nokta var: Telekom dışında kalan, yani bizim de içinde bulunduğumuz yalnızca bilgi teknolojileri sektörü olarak baktığımızda, ortalamanın çok daha altında kalan bir Türkiye görüyoruz. Dolayısıyla eğer Türkiye G20'den G10'a yükselmek, 1 trilyon USD civarlarında bir ekonomik büyüklüğe ulaşmak, dünya ekonomi pastasında aldığı payı büyütmek istiyorsa, bunları bilgi ve iletişim teknolojilerini etkin bir biçimde kullanmadan yapması imkânsız gözüküyor. G20'yi ele aldığımızda, bizim bilgi ve iletişim teknolojileri pazarlarımızın minimum G20 ortalamasında olması gerekiyor ki, bu teknolojileri kullanarak fark yaratalım ve bunun sağlayacağı ekonomik büyümeyle G10'a doğru yürüyen bir Türkiye'nin temellerini atalım. Pazarın büyüklüğü ve pazarın içindeki dağılıma bakıldığında, şu anda ağırlıklı olarak kişisel bilgisayar pazarının mevcut olduğu görülüyor. Dolayısıyla hem pazarın olgunlaşması, hem de teknolojinin ekonomiye sağlayacağı katma değerin artırılması için, pazarımızın içerisindeki yazılım ve hizmet payının büyümesi gerekiyor.

Sizce fırsatlar geçmişte neden iyi değerlendirilememiş olabilir ya da iyileşme yolunda bugün neler yapılıyor?

Bu noktada, bilgi ve iletişim teknolojilerinin iyi kullanılmasının, biraz da ülkenin zenginleşmesiyle ilgili olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Deyim yerindeyse, tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan ilişkisi de var bir anlamda. Açıkçası, bugün Türkiye ile aynı ligde olan, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'den sonra gelen ama ikinci önemli gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan bazı ülkeler, fırsat pencerelerini bizden daha iyi değerlendirdiler.

Geçmişte birtakım fırsatları kaçırmış olabiliriz ama hala yapılacak bir şeyler var ve değişim için asla geç değildir. Bugüne kadar Türkiye'nin makro anlamda tekil bir bilişim stratejisi olmadı. Bence kaçan fırsat pencerelerinin en büyük sebebi budur. Devletin ve devlet kurumlarının farklı stratejileri oldu ancak pazarda yeterince organize olunamadı, STK'lar yeterince güç birliği oluşturamadı ve tüm bu sebeplerden dolayı da herkesin ortak bir noktada hemfikir oldugu uyumlu bir ortam sağlanamadı. Şimdi yeni birtakım taslak kanunlarla Başbakan'a bağlı bir yapının süreci söz konusu. Tabii bu noktada bu durumu birçok kurum ve kuruluş artısıyla eksisiyle eleştiriyor. Biz de TÜBİSAD ve TBV olarak görüş bildirdik. Her haliyle mükemmel bir taslak demiyorum ama stratejik anlamda bu konunun tek bir sahibi olmasını ve bu sahipliğin de Başbakan'a bağlı olmasını çok önemsiyorum ve bunu başlı başlına bir fırsat penceresi olarak görüyorum. Buradan önümüze yeni fırsatlar çıkabilir.

Son dönemde sektörde Türkiye'ye baktığımızda 3G teknolojisini çok fazla görüyoruz. Ayrıca, genişbant erişimi gittikçe yaygınlaşıyor. Sizce bu iki faktör Türkiye'nin gelişimini nasıl etkiler?

Son 15-20 yılda dünyamızı ve aslında bilişim sektörünü en çok değiştiren ne oldu diye baktığınızda, benim aklıma tartışmasız internet geliyor. Aslında internet dediğimiz şey nedir? Gitgide daha fazla kurumun, kuruluşun, bireyin bağlı olduğu hatta birtakım yeni teknolojilerle cansız kullandığımız eşyaların da bağlandığı bilgi ve iletişim ağı. Bu bilgi ve iletişim ağı birçok açıdan yaşamımızı değiştiriyor ve dönüştürüyor ve devrimsel bir etkisi var. Bu bilgi ve iletişim ağına ve burada yapılacak birtakım şeylere, özellikle ses ve görüntü ile yapılacak şeylere kablolu ortamda erişmek eskiden zordu. Sonra genişbant ile erişmek kolaylaştı. Şimdi de onun kablosuz versiyonu geldi. Böylece bilgi ve iletişim teknolojileri sokağa taşındı. İnternet, eskiden büyük bir şirketin tek bir odasındayken önce departmanlara, sonra küçük şirketlere, evlere ve en sonunda da sokağa çıktı. Dolayısıyla böyle bakarsanız 3G, bilgi ve iletişim ağına hareketli ortamda çok büyük bir hızla bağlanmayı ve birtakım hizmet ve uygulamalardan da yararlanabilmeyi sağladığı için önemli bir merhale. Bu da başta görüntülü konuşma ve mobil TV gibi bazı uygulamaları destekliyor. Bunlar tabii şu anda emekleme döneminde ama diğer bütün teknolojik uygulamalarda olduğu gibi belli bir süre sonra ciddi şekilde ivmeleneceklerdir.

Günümüzde bilişim sektörü şekillendiren unsurların dışında "Green IT" trendi geliyor. ürünlerin çevreci olma gereklilikleri sektörü nasıl şekillendiriyor?

Bence şu anda dünyanın önünde duran iki önemli problem var. Birincisi, içinde bulunduğumuz süreçte kapitalizm ve küreselleşmenin aldığı yeni formun tüm ülkeler ve bireyler üzerindeki etkisi. Diğeri ise orta ve uzun vadede bizi bekleyen global iklim değişikliğidir. Green IT söylemini firmalar farklılaşmak için kullanmaya çalışıyorlar ama esasında bunun çıkış noktası dünyanın sürdürülebilirliğidir. Ürünlerimizde ve hizmetlerimizde, çevre perspektifini göz önünde bulundurmaya çalışıyoruz. Daha az enerji tüketen ürünler üretmeye, daha efektif soğutma teknolojileri geliştirmeye çalışıyoruz. Çevreye daha az zarar veren veri merkezi tasarım hizmetleri sunmaya çalışıyoruz. Zaten oluşturulmuş veri merkezlerinde özellikle enerji ve ısı danışmanlığı hizmetleri verip bu veri merkezinin çevreye daha az zarar vermesini sağlıyoruz.

Kurumlardaki teknolojik değişimin stratejik iş ortağıyız.

HP olarak 2009'u nasıl geçirdiniz, 2010 yılına ait planlarınız nelerdir?

2009'da hepimiz zor bir yıl geçirdik. Bizim mali 2010 yılımız 1 Kasım'da başlıyor. Yaptığımız planlar doğrultusunda 2010 yılında tekrar büyümeye geçmeyi hedefliyoruz. Piyasa koşulları ve kendi dinamiklerimize göre aslında ciddi bir büyüme planlıyoruz. Herkesin bildiği gibi, kişisel teknoloji, görüntü ve baskı teknolojisi ve kurumsal teknolojiler olmak üzere 3 ana alanda faaliyet gösteriyoruz. Dolayısıyla 3 alanda da farklı fırsatlar var. 2010 yılında, baskı ve görüntüleme grubunda bugüne kadar daha çok dijital baskı süreçlerini kullanmayan ama yavaş yavaş kullanmaya başlayan sektörlerde hızlı büyümeye ve renkli baskı teknolojilerine odaklanacağız. Kişisel bilgisayar ve kişisel teknoloji alanında mobil bilgi ve iletişim teknolojilerine odaklanacağız.

Kurumsal alanda da, bütün kurumların içinden geçmek zorunda oldukları kurumsal dönüşümler var. Çünkü dünyanın şartları, Türkiye'nin şartları, rekabetin şartları an be an değişiyor ve bu değişimin şiddeti artıyor. Bu, doğal olarak kurumlarda belli değişimleri tetikliyor. Kurumlardaki bu değişiklikler de teknolojik altyapı gerektiren değişimleri tetikliyor. Biz kendimizi, kurumlardaki bu teknolojik değişimin stratejik iş ortağı olarak görüyoruz. Bu dönüşümleri başarılı kılmaya, bu dönüşümlerin lideri olan bilgi yöneticileriyle birlikte başarı öyküleri yazmaya odaklanacağız.

KoçSistem olarak müşterilerimize "gücümüz, hayal gücünüz" diyoruz. Sizce bu sektör neden hayal gücüne en fazla gereksinim duyulan sektörlerden biri?

Çünkü sektörün kendisi hayal gücü zaten. Bir zamanlar çizgi romanlarda ve bilim kurgu filmlerde olan şeyler günümüzde gerçekleşmeye başladı. Bu da bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü sayesinde oluyor. Bizim kurucularımız HP firmasını 1939 yılında bir garajda kurmuşlar. Hayal güçlerine dayanarak yol almaya başlamışlar ve birtakım yeni ürün ve hizmetler geliştirmişler. Sektörün ayağını bastığı zemin hayal gücüdür. Bu nedenle sektörün, hayal gücünü iyi anlaması gerektiğini düşünüyorum. İkinci perspektif ise, zaten kendisi hayal gücüyle gelişmiş ve hayal gücüne dayanan, inovasyonlarla, keşiflerle gelişmiş bir sektör olarak biz bir anlamda da şirketlerin yenilikçi kimliklerini destekliyoruz. Dolayısıyla şirketlerin hayal gücü ne kadar geniş olursa ve ne kadar çok yenilik yapmak isterlerse, artık o kadar fazla teknolojiye ihtiyaç duyacaklar. Yani bugün herhangi bir iş yeniliğini ve herhangi bir farklılaşmayı teknoloji bazlı bir uygulama ve çözüm ile desteklemeden pazara götürmek bence olanaksızdır. Müşterilerimiz ne kadar çok hayal kurarlarsa o kadar çok teknoloji bazlı çözümlere ihtiyaç duyacaklardır. İşte bu yüzden hayal gücüne ihtiyacımız var.

Koç Bilgi Grubu'nun Yeşil Bilgi Platformu adlı sosyal sorumluluk projesi ile iş birliği yaparak, çevre bilincinin yaygınlaşmasına destek olmak ister misiniz?

Koç Bilgi Grubu'nun çok doğru bir inisiyatif olduğunu düşünüyorum. Elbette ki biz de hem iş ortağı olarak hem de bu sektörün bir oyuncusu olarak destek verebileceğimiz alanlarda, beraber çalışabileceğimiz konularda yer almak isteriz.

Bu sektörde ekosistemle iş ortaklığının çok büyük bir önemi var. Sizce bu iş ortaklığının sağlıklı yürümesi ve geliştirilebilmesi için nelere dikkat edilmeli?

Türkiye'de bir klişe vardır, ortaklık zor diye. Gerektiğinde, akrabanla bile ortaklık yapma, denir. Çünkü pastayı bir başkasıyla paylaşmak zordur. Belli konular üzerinde antat kalmak, empati kurmak çok kolay değil. Biz HP olarak iş ortaklarıyla çalışma konusunda Avrupa'da 25'inci yılımızı, Türkiye'de ise 20'nci yılımızı dolduruyoruz.

İlkelerimiz nelerdir diye bakacak olursak, bence en önemlisi kaliteli ve açık bir iletişimin olması. Birbirlerini iyi dinleyen ve iyi anlayan iki tarafın olması gerekiyor. Bir ortak çıkar durumunun, kazan - kazan durumunun stratejik olarak oluşması şart. Empati, bu tür iş ortaklıklarında önemli bir yetenek haline geliyor. İçerisinde bulunduğumuz dönem itibariyle değişimin ve dönüşümün kaçınılmaz olduğu bir süreç yaşıyoruz. Dolayısıyla sonrasında hayal kırıklığına uğramaktansa, her iki tarafın da tüm bu değişim ve dönüşümlere açık olması gerekiyor.


facebook twitter linkdin linkdin linkdin

Çağrı Merkezi ve Satış Bilgi Hattı | 444 0 262
© 2013 KoçSistem Bilgi ve İletişim Hizmetleri A.Ş.
Koç Bilgi Grubu İletişim | Gizlilik Politikamız | Site Haritası | Önerileriniz & Şikayetleriniz | DOA Bildirim Formu | Bilgi Toplumu Hizmetleri

Çağrı Merkezi ve Satış Bilgi Hattı | 444 0 262
© 2010 KoçSistem Bilgi ve İletişim Hizmetleri A.Ş.

İletişim | Gizlilik Politikamız | Site Haritası | Önerileriniz & Şikayetleriniz Koç Bilgi Grubu